Özel gereksinimli bireylerin eğitim mücadelesi

Yazı: Parin YAKUPYAN/ÖÇED Yönetim Kurulu Başkanı-Otizmli Genç Annesi

Merhaba sayın okurlar;

Ben bir anneyim, bir eşim, bir yöneticiyim, bir evladım. Bu böyle uzayıp gider. Hayatta hepiniz gibi pek çok unvana sahip olsam da beni ben yapan bugün sizlere bu yazıyı yazmamı sağlayan ve tüm hayatımı tamamen bir amaca bağlayan unvanım ben bir; otizmli, aspergerli daha geniş tanımıyla bir özel gereksinimli genç annesiyim.  

Bu, “keşke” ile “iyi ki” arasında gidip gelen bir yaşam mücadelesi. Keşke hiç olmasaydı da pek çoğunuz gibi (bana göre şu an için) önemsiz şeylere takılabilseydim. Oğluma iyi bir eğitim ve kariyer hedefim olabilseydi. Oysa ben şu an kısa vadeli hedefler koyabiliyorum, kendimizi ve oğlumu toplum içerisinde var etmeye çalışıyorum. Amaaa, iyi ki olmuş da tertemiz bir dünyayı tanımışım. Her geçen gün kirlenen, şiddete bürünen ve canavarlaşan bu dünyada tamamen art niyetsiz, koşulsuz sevgi dolu kalpleriyle belki de tek güzel ve samimi şey onlar.

Üç travma dönemi
Bu yazıda sözü çok uzatmadan kendi okul hikayemle, genel okul sorunlarımızı aktarmak istiyorum sizlere. Biz özel gereksinimli çocuk ailelerinin üç travma dönemi var. Bu dönemleri yaşamak çoğu zaman aileleri darmaduman eder, evlilikler bozulur, terapi görmeniz, bazen antidepresanlar kullanmanız gerekebilir. Ama her atlattığınız, aştığınız dönem sizi daha da kuvvetlendirip yaşam karşısında yürüttüğünüz bu savaşın galip tarafı olmanızı sağlar.
Birincisi “ilk tanı” dönemidir. Benim hikayem de pek çoğumuz gibi bir doktor odasında “otizm” sözcüğünü duymamla başladı. O oda ve o sözcük; ilk duyduğumda hayatımın sonu sandığım o an pek çoğumuz gibi benim de yeni hayatımın başlangıcı oldu aslında. “Eeee ne yapacağız şimdi?” derken bu işin ilacının bireysel özel eğitim olduğunu öğrendik. Tanı alıp almamak da çok önemli değil aslında. Eğer normal gelişimden bir sapma varsa alarm çanları çalar ve hiç zaman kaybetmeden bireysel özel eğitime başlamak gerekir.
Elbette bizim için de iki yaşında tanı aldığımız andan itibaren belki de hayat sonuna kadar sürecek bir eğitim dönemi başladı. Özel eğitim sektöründe, pek çok iş kolunda olduğu gibi zaten yaralandığınız yetmezmiş gibi bir de sizi sömürenlerle, sizin ve evladınızın üzerinden rant elde etmek isteyen pek çok sahtekarla karşılaşırsınız. Elbette doğru ve güzel insanlar da vardır ama onları bulmak her zaman o kadar da kolay olmaz. İşte ben oğlum 5 yaşındayken, 18 yıllık muhasebe müdürlüğü işime son verip birlikte olmaktan büyük keyif aldığım bu meleklere ve ailelere doğru ve etik koşullarla hizmet vermek için oğlumun eğitimcisiyle birlikte bir özel eğitim merkezi açtım. O andan itibaren de işim tüm hayatım oldu.

Okul travması
İkinci travma donemi, okula başlangıç ve uyum dönemidir. İki yaşından 5 yaşına kadar olan dönem öyle veya böyle aşılmış, aile bir parça hayatını düzene sokmuş, en azından kabullenmiştir. Ancak okul dönemiyle birlikte yeni bir yüzleşme ve travma zamanı gelmiştir. Aslında pek çok aile bu sıkıntılı dönemle kreş veya anaokulunda tanışıyor. Kreşler ya çocuğu kabul etmiyor ya da “bize uygun değil” diyerek ailelerimiz oradan oraya savruluyor. Ama gerçek okul travması birinci sınıftan itibaren başlıyor. İlçelerdeki rehberlik araştırma merkezleri tarafından çocuklarımıza; eğer durumu nispeten daha iyi ise “kaynaştırma programı” ile yaşıtlarıyla birlikte okuma hakkı veriliyor. Çocuğun durumu uygun görülmese de ilçelerindeki okulların özel alt sınıflarına yerleştiriliyorlar. Bu özel alt sınıflarda maalesef genelde yeterli sayıda etkin ve yetkin eğitimci olmadığı için büyük sorunlar yaşanıyor, çocuklarımız maalesef en doğal hak olan ‘eğitim hakkı’ndan mahrum kalıyor.
Kaynaştırma eğitimi ise en kısa tanımıyla ”özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin akranları ile birlikte eğitim ve öğretimlerini bütün kademelerde sürdürme esasına dayanan, destek hizmetlerinin sağlandığı bir uygulama. Başka bir deyişle özel gereksinimli bireylerin normal bireylerle eğitsel ve sosyal olarak bütünleşmesini sağlama işlemi. Kaynaştırma eğitiminin amacı, çocuğu normal hale getirmek değil, onun ilgi ve yeteneklerini en iyi şekilde kullanmasını sağlamak, toplum içinde yasayabilmesini kolaylaştırmak.

Amaç, bireyi toplumun parçası haline getirmek

Kaynaştırma eğitiminin ilkeleri
Özel eğitime ihtiyacı olan bireyin akranlarıyla aynı kurumda eğitim görme hakkı var. Bu hizmet yetersizliğe göre değil, eğitim ihtiyaçlarına göre planlanıyor. Eğitim, bireyi toplumun bir parçası haline getirmeyi hedefliyor. Bu eğitimin özel gereksinimli bireye faydaları; kendine güven, takdir edilme, işe yarama, cesaret, sorumluluk gibi sosyal değerleri geliştirmesi. Olumsuz davranış yerine olumlu davranışlarının artmasının sağlanması ve bu çocukların normal gelişen yaşıtlarından olumlu davranışları öğrenmeleri.

Normal öğrencilere faydaları
Sınıfında kaynaştırma öğrencisi olan çocukların farklılığa karşı kabul, hoşgörü, yardımlaşma, demokrasi ve ahlaki anlayışlarında olumlu gelişmeler yaşanır. Bu çocuklar farklılıklarla yaşamayı öğrenir, ayrıca liderlik, model olma ve sorumluluk duygularını geliştirir. Bilimsel çalışmalar da kanıtlamıştır ki, özel gereksinimli bireylere yardım etme sayesinde bu çocukların akademik düzeylerinde de büyük gelişimler gözlenir. Yine araştırma sonuçlarına göre tekrar etme, anlatırken öğrenme vs. gibi sebeplerle bilişsel düzeylerinde de yükselmeler görülmüştür.

Öğretmenlere yararları
Şartsız kabul, sabır, hoşgörü, bireysel özelliklere saygı davranışları gelişir. BEP hazırlama ve uygulamada daha başarılı olurlar. Kaynaştırma öğrencisi ile yapılan çalışmalar sayesinde öğretim becerileri gelişecek ve deneyimleri artacaktır.

Sizlere kaynaştırmayla ilgili genel tanımları ve faydaları aktarmaya çalıştım. Ancak bu tanımların hiçbir kelimesi, hiçbir cümlesi bizlerin yaşadıklarını tam olarak anlatamaz, fikir veremez. Çünkü bu tanımlarda her şey harika düşünülmüş ve mükemmel görünürken uygulamada her bir aile büyük travmalar yaşıyor. Çocuklarımızı sınıflarında istemeyen öğretmenlerle, yöneticilerle, diğer çocukların velileriyle yaptığımız mücadele bizi bu uzun maratonda çok yoruyor ve pek çok çocuk eğitim hayatını yarım bırakmak zorunda kalıyor.
Ben de oğlum 6 yaşındayken okul arayışına başladım. 3-6 yaş arası kreş hayatımızdan sonra ilköğretimi okumasını düşündüğüm bir özel okulun hazırlık sınıfına yazdırdım. Öğretmenimizin bilgisi, ilgisi ve yetkinliği sayesinde sorunsuz bir dönem geçirdik. O okulda devam etmeyi düşünürken okul yöneticisinin gereksiz ticari hamleleri sebebiyle okuldan ayrılmak zorunda kaldık.

Birinci sınıf için epey gezdim. Sonunda bir özel okula yazdırdım. Okulun koordinatörü gerçekten özellikle kaynaştırma konusunda çok bilgiliydi ve onun da önerisiyle oğlumun yanına bir entegrasyon hocası (gölge abi/abla) koyduk. Yurtdışındaki modellerde de bu böyle. Çocuğun okula, derslere ve sınıfa uyumu iki tarafın da faydasına olacak şekilde destekleniyor. Maksimum uyum için aracılık yapılıyor bu sistemde. Ben şanslıydım gölge öğretmeni okulum istemişti oysa bu mücadelede okullar gölge öğretmeni istemezler çeşitli sebeplerle. Okula gölge öğretmenle girebilmek bir şanstır bir aşamadır.

Sanki çocuklarına bulaşmasından korkuyorlar

Ancak adı üstünde bu kişi sınıfta gölge gibi olabilmeli, öğretmenin sınıftaki tek merci olduğunu çocuk yine de bilmeli. Bu şekilde iki yıl okuduktan sonra okulun çeşitli sebeplerle varlığını sürdürememesi sonucu 3’üncü sınıf için yine okul aramaya başladık. Özel gereksinimli bireylerin en nefret ettiği şey değişiklik ve belirsizlik iken biz çok küçücük yaşta bu zorlukları yaşamak zorunda kaldık.
Bu yolda en büyük travma diğer ailelerin bizim çocuklarımızı sınıflarında istememeleri. Sanki bu farklılığın çocuklarına bulaşmasından korkuyorlar. Oysa yukarıda da yazdığım gibi bu kaygı yersiz ve aslında kendi çocuklarına pek çok da katkısı var. Üçüncü sınıf için epey okul gezip çok acıtıcı travmalar yaşadıktan sonra bir yöneticinin ve rehber öğretmenin “tamam alırız” dediği bir devlet okulu buldum. Ama maalesef burada da öğretmenimizin gölge abiyi sınıfta ve okulda istememesi yüzünden ciddi sorunlar yaşayarak bu dönemi bitirdik. Ve o yazı da yine okul arayarak geçirdim.

Çocuğunuzu okula yazdırma sırasında; siz hiç kendinizi çocuğunu pazarlamaya çalışan bir ilaç mümessili gibi hissetiniz mi? Söyleyeyim berbat bir duygu. Bu macerada ben de pek çok anne gibi çok kez yaşadım bu duyguyu. Kayıt aşamasında çocuğun tanısını öğrenen okul yöneticisi onu görmeye bile gerek duymayarak, “çocuğunuz okulumuza uygun değil”, “biz öyle çocuk almıyoruz” , “benim için fark etmez ama annelerimiz istemezler”, “biz başarı odaklı bir okuluz, burada ezilir” , “çocuğunuz kendi gibi çocuklarla okursa daha faydalı olmaz mı?“ gibi sözlerle sizi yaralarlar. Bunlarla baş etmek ve tüm zorluklara yenilmeden yola devam etmek gerçekten de kolay değil.
Tekrar kendi oğlumun okul arama macerasına geri dönecek olursam; 4’üncü sınıfta çok övgüyle bahsedilen bir öğretmenle gidip konuşarak hem oğlumu hem gölge abimizi kabul etmesiyle, kaydını yaptırdım. Sekizinci sınıfın sonuna kadar minimum sorunla okulumuzu bitirdik. Öğretmenimiz, çocuklarımız konusunda pek bir şey bilmiyordu ama en büyük erdem olarak bilmediğini ve desteğimizi kabul etti. Ve kaybettiğimiz yılların acısını çıkarırcasına 5 yıl gayet başarılı bir kaynaştırma örneği yaşadık. Son 4 yıl gölge abimiz sınıfa girmeden, okul içeresinde sadece gerekli zamanlarda müdahale ederek devam etti. Gölge abimiz son yıl ise hemen hemen hiç okula gitmedi. Arkadaşlarının ve öğretmenlerin oğlumu tanınmış olmaları en büyük avantajımızdı elbette.

Lise ve üniversiteyi okuyanlar azınlıkta

Vee 3’üncü dönüm noktamız olan “ergenlik“ ve lise başlangıcının çakıştığı bir dönemdi. Maalesef çok az çocuk liseyi okuyabiliyor ve çok çok daha azı üniversiteyi. Bunun sebebi ise toplum kapılarının yüzümüze kapanması ve ailelerin mücadeleden yorulup eğitimi iş okullarında (özel gereksinimli bireylere meslek edindirme amaçlı kurulmuş ama çok kısıtlı becerilerin kazandırıldığı okullar) sürdürüyor olması veya tamamen çabaya son vermesi.
8’inci sınıf sonunda oğlum herkes gibi Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) kapsamında ortak sınavlara girdi. Ancak ergenlik bizi gerçekten çok kötü etkilediği için başarısız bir sonuç elde etti. Orta öğretim kaynaştırma mevzuatıyla istedikleri liselere yerleştirilemeyen veya açıkta kalan çocuklara, ilçe milli eğitimlerde kurulan komisyonların değerlendirmesi sonucunda okullara yönlendirmeler yapılıyor. Ancak uygulamada yine sorunlar yaşanıyor. “Kaynaştırma öğrencisi almıyoruz” diyen yöneticiler, işinizi yokuşa sürmeye çalışan memurlar zaten zor olan hayatınızı zorlaştırmaya devam ediyor. Oğlum şu an lise 3. sınıfta. Mücadelemiz bitmiş değil. Eğitimcilerin otizmden bu kadar uzak olması gerçekten üzücü. Ve biz hala otizmi anlatıyoruz onlara.

Sesimize ses, elimize el verin
Yazımı tamamlamadan önce bu maratonda koşan veya koşacak ailelere birkaç öneride bulunmak isterim naçizane:

– Öncelikle çocuğunuzun kaynaştırma öğrencisi olabilmesi için daha kreş döneminden başlayarak gerekli ön hazırlıkları yapmaya çalışmalısınız.

–  Kaynaştırma öğrencisi olabilmesi için gerekli çabaları sarf edin. Mutlaka iyi bir gölge öğretmen bulmayı ihmal etmeyin. Bu öğretmen özel eğitim sürecini de takip edebilmeli, okula uyum için özel eğitimcinin de içinde bulunduğu çalışmalar yapılmalı.

– Çocuğun okulda kaynaştırma kurallarına uygun eğitim alabilmesi için okul ve öğretmenlerin bilgilendirilmesi gerekiyor. Okulla ve öğretmenle inatlaşmadan karşılıklı memnuniyetle bu süreci yürütebilirsiniz.

– Özel okullarla kaynaştırma çok daha zor oluyor. Enerjimizi oralarda tüketmek yerine devlette gölge öğretmenle bu mücadeleyi sürdürmeye çalışın.

– Kaynaştırma eğitiminin gerçekleşeceği sınıfın ve hatta yapılabiliyorsa o okulun tüm çocuklarından önce ailelerine kaynaştırma eğitimi hakkında bilgi verilmeli. Çünkü çocuklar öyle ve ya böyle doğru yönlendirildiklerinde kendilerinden farklı arkadaşlarını kabul etmede ve gerçek bir arkadaşlık kurmada zorluk yaşamıyorlar.

– Kaynaştırmanın gerçekleşeceği sınıftaki çocuklara da ön bilgilendirme yapmak şart. Onlara çeşitli sorular sorarak (otizmi duydun mu, senin farklı olduğun noktalar var mı? Benzerliklerimiz neler? vb.) ve dramalar yaparak onların anlayacağı şekilde ön bilgilendirme yapılmalı. Farklılıkların bizi zenginleştirdiği benzerliklerin ise arkadaşlığımızı güçlendirdiğini fark etmelerini sağlatmalıyız. Bu eğitim verilirken görsellerden, videolardan destek alınabilir.

Bu yazıyla umarım bir farkındalık yaratır bir öğretmenin, bir velinin, bir yöneticinin gönlüne, yüreğine dokunurum da meleklerimizin en azından okul yaşamında bu kadar travma yaşanmadan en temel hak olan ‘eğitim hakkı’ndan faydalanmasını sağlamış olurum. Duyarlı ve sağlıklı bir toplum için lütfen sesimize ses, elimize el verin.

 

 

 

Yazı: Parin YAKUPYAN/Otizmli Genç Annesi(17 yaş, otizm)

Merhaba sayın okurlar;

Ben bir anneyim, bir eşim, bir yöneticiyim, bir evladım. Bu böyle uzayıp gider. Hayatta hepiniz gibi pek çok unvana sahip olsam da beni ben yapan bugün sizlere bu yazıyı yazmamı sağlayan ve tüm hayatımı tamamen bir amaca bağlayan unvanım ben bir; otizmli, aspergerli daha geniş tanımıyla bir özel gereksinimli genç annesiyim.  

Bu, “keşke” ile “iyi ki” arasında gidip gelen bir yaşam mücadelesi. Keşke hiç olmasaydı da pek çoğunuz gibi (bana göre şu an için) önemsiz şeylere takılabilseydim. Oğluma iyi bir eğitim ve kariyer hedefim olabilseydi. Oysa ben şu an kısa vadeli hedefler koyabiliyorum, kendimizi ve oğlumu toplum içerisinde var etmeye çalışıyorum. Amaaa, iyi ki olmuş da tertemiz bir dünyayı tanımışım. Her geçen gün kirlenen, şiddete bürünen ve canavarlaşan bu dünyada tamamen art niyetsiz, koşulsuz sevgi dolu kalpleriyle belki de tek güzel ve samimi şey onlar.

Üç travma dönemi
Bu yazıda sözü çok uzatmadan kendi okul hikayemle, genel okul sorunlarımızı aktarmak istiyorum sizlere. Biz özel gereksinimli çocuk ailelerinin üç travma dönemi var. Bu dönemleri yaşamak çoğu zaman aileleri darmaduman eder, evlilikler bozulur, terapi görmeniz, bazen antidepresanlar kullanmanız gerekebilir. Ama her atlattığınız, aştığınız dönem sizi daha da kuvvetlendirip yaşam karşısında yürüttüğünüz bu savaşın galip tarafı olmanızı sağlar.
Birincisi “ilk tanı” dönemidir. Benim hikayem de pek çoğumuz gibi bir doktor odasında “otizm” sözcüğünü duymamla başladı. O oda ve o sözcük; ilk duyduğumda hayatımın sonu sandığım o an pek çoğumuz gibi benim de yeni hayatımın başlangıcı oldu aslında. “Eeee ne yapacağız şimdi?” derken bu işin ilacının bireysel özel eğitim olduğunu öğrendik. Tanı alıp almamak da çok önemli değil aslında. Eğer normal gelişimden bir sapma varsa alarm çanları çalar ve hiç zaman kaybetmeden bireysel özel eğitime başlamak gerekir.
Elbette bizim için de iki yaşında tanı aldığımız andan itibaren belki de hayat sonuna kadar sürecek bir eğitim dönemi başladı. Özel eğitim sektöründe, pek çok iş kolunda olduğu gibi zaten yaralandığınız yetmezmiş gibi bir de sizi sömürenlerle, sizin ve evladınızın üzerinden rant elde etmek isteyen pek çok sahtekarla karşılaşırsınız. Elbette doğru ve güzel insanlar da vardır ama onları bulmak her zaman o kadar da kolay olmaz. İşte ben oğlum 5 yaşındayken, 18 yıllık muhasebe müdürlüğü işime son verip birlikte olmaktan büyük keyif aldığım bu meleklere ve ailelere doğru ve etik koşullarla hizmet vermek için oğlumun eğitimcisiyle birlikte bir özel eğitim merkezi açtım. O andan itibaren de işim tüm hayatım oldu.

Okul travması
İkinci travma donemi, okula başlangıç ve uyum dönemidir. İki yaşından 5 yaşına kadar olan dönem öyle veya böyle aşılmış, aile bir parça hayatını düzene sokmuş, en azından kabullenmiştir. Ancak okul dönemiyle birlikte yeni bir yüzleşme ve travma zamanı gelmiştir. Aslında pek çok aile bu sıkıntılı dönemle kreş veya anaokulunda tanışıyor. Kreşler ya çocuğu kabul etmiyor ya da “bize uygun değil” diyerek ailelerimiz oradan oraya savruluyor. Ama gerçek okul travması birinci sınıftan itibaren başlıyor. İlçelerdeki rehberlik araştırma merkezleri tarafından çocuklarımıza; eğer durumu nispeten daha iyi ise “kaynaştırma programı” ile yaşıtlarıyla birlikte okuma hakkı veriliyor. Çocuğun durumu uygun görülmese de ilçelerindeki okulların özel alt sınıflarına yerleştiriliyorlar. Bu özel alt sınıflarda maalesef genelde yeterli sayıda etkin ve yetkin eğitimci olmadığı için büyük sorunlar yaşanıyor, çocuklarımız maalesef en doğal hak olan ‘eğitim hakkı’ndan mahrum kalıyor.
Kaynaştırma eğitimi ise en kısa tanımıyla ”özel eğitim ihtiyacı olan bireylerin akranları ile birlikte eğitim ve öğretimlerini bütün kademelerde sürdürme esasına dayanan, destek hizmetlerinin sağlandığı bir uygulama. Başka bir deyişle özel gereksinimli bireylerin normal bireylerle eğitsel ve sosyal olarak bütünleşmesini sağlama işlemi. Kaynaştırma eğitiminin amacı, çocuğu normal hale getirmek değil, onun ilgi ve yeteneklerini en iyi şekilde kullanmasını sağlamak, toplum içinde yasayabilmesini kolaylaştırmak.

Amaç, bireyi toplumun parçası haline getirmek

Kaynaştırma eğitiminin ilkeleri
Özel eğitime ihtiyacı olan bireyin akranlarıyla aynı kurumda eğitim görme hakkı var. Bu hizmet yetersizliğe göre değil, eğitim ihtiyaçlarına göre planlanıyor. Eğitim, bireyi toplumun bir parçası haline getirmeyi hedefliyor. Bu eğitimin özel gereksinimli bireye faydaları; kendine güven, takdir edilme, işe yarama, cesaret, sorumluluk gibi sosyal değerleri geliştirmesi. Olumsuz davranış yerine olumlu davranışlarının artmasının sağlanması ve bu çocukların normal gelişen yaşıtlarından olumlu davranışları öğrenmeleri.

Normal öğrencilere faydaları
Sınıfında kaynaştırma öğrencisi olan çocukların farklılığa karşı kabul, hoşgörü, yardımlaşma, demokrasi ve ahlaki anlayışlarında olumlu gelişmeler yaşanır. Bu çocuklar farklılıklarla yaşamayı öğrenir, ayrıca liderlik, model olma ve sorumluluk duygularını geliştirir. Bilimsel çalışmalar da kanıtlamıştır ki, özel gereksinimli bireylere yardım etme sayesinde bu çocukların akademik düzeylerinde de büyük gelişimler gözlenir. Yine araştırma sonuçlarına göre tekrar etme, anlatırken öğrenme vs. gibi sebeplerle bilişsel düzeylerinde de yükselmeler görülmüştür.

Öğretmenlere yararları
Şartsız kabul, sabır, hoşgörü, bireysel özelliklere saygı davranışları gelişir. BEP hazırlama ve uygulamada daha başarılı olurlar. Kaynaştırma öğrencisi ile yapılan çalışmalar sayesinde öğretim becerileri gelişecek ve deneyimleri artacaktır.

Sizlere kaynaştırmayla ilgili genel tanımları ve faydaları aktarmaya çalıştım. Ancak bu tanımların hiçbir kelimesi, hiçbir cümlesi bizlerin yaşadıklarını tam olarak anlatamaz, fikir veremez. Çünkü bu tanımlarda her şey harika düşünülmüş ve mükemmel görünürken uygulamada her bir aile büyük travmalar yaşıyor. Çocuklarımızı sınıflarında istemeyen öğretmenlerle, yöneticilerle, diğer çocukların velileriyle yaptığımız mücadele bizi bu uzun maratonda çok yoruyor ve pek çok çocuk eğitim hayatını yarım bırakmak zorunda kalıyor.
Ben de oğlum 6 yaşındayken okul arayışına başladım. 3-6 yaş arası kreş hayatımızdan sonra ilköğretimi okumasını düşündüğüm bir özel okulun hazırlık sınıfına yazdırdım. Öğretmenimizin bilgisi, ilgisi ve yetkinliği sayesinde sorunsuz bir dönem geçirdik. O okulda devam etmeyi düşünürken okul yöneticisinin gereksiz ticari hamleleri sebebiyle okuldan ayrılmak zorunda kaldık.

Birinci sınıf için epey gezdim. Sonunda bir özel okula yazdırdım. Okulun koordinatörü gerçekten özellikle kaynaştırma konusunda çok bilgiliydi ve onun da önerisiyle oğlumun yanına bir entegrasyon hocası (gölge abi/abla) koyduk. Yurtdışındaki modellerde de bu böyle. Çocuğun okula, derslere ve sınıfa uyumu iki tarafın da faydasına olacak şekilde destekleniyor. Maksimum uyum için aracılık yapılıyor bu sistemde. Ben şanslıydım gölge öğretmeni okulum istemişti oysa bu mücadelede okullar gölge öğretmeni istemezler çeşitli sebeplerle. Okula gölge öğretmenle girebilmek bir şanstır bir aşamadır.

Sanki çocuklarına bulaşmasından korkuyorlar

Ancak adı üstünde bu kişi sınıfta gölge gibi olabilmeli, öğretmenin sınıftaki tek merci olduğunu çocuk yine de bilmeli. Bu şekilde iki yıl okuduktan sonra okulun çeşitli sebeplerle varlığını sürdürememesi sonucu 3’üncü sınıf için yine okul aramaya başladık. Özel gereksinimli bireylerin en nefret ettiği şey değişiklik ve belirsizlik iken biz çok küçücük yaşta bu zorlukları yaşamak zorunda kaldık.
Bu yolda en büyük travma diğer ailelerin bizim çocuklarımızı sınıflarında istememeleri. Sanki bu farklılığın çocuklarına bulaşmasından korkuyorlar. Oysa yukarıda da yazdığım gibi bu kaygı yersiz ve aslında kendi çocuklarına pek çok da katkısı var. Üçüncü sınıf için epey okul gezip çok acıtıcı travmalar yaşadıktan sonra bir yöneticinin ve rehber öğretmenin “tamam alırız” dediği bir devlet okulu buldum. Ama maalesef burada da öğretmenimizin gölge abiyi sınıfta ve okulda istememesi yüzünden ciddi sorunlar yaşayarak bu dönemi bitirdik. Ve o yazı da yine okul arayarak geçirdim.

Çocuğunuzu okula yazdırma sırasında; siz hiç kendinizi çocuğunu pazarlamaya çalışan bir ilaç mümessili gibi hissetiniz mi? Söyleyeyim berbat bir duygu. Bu macerada ben de pek çok anne gibi çok kez yaşadım bu duyguyu. Kayıt aşamasında çocuğun tanısını öğrenen okul yöneticisi onu görmeye bile gerek duymayarak, “çocuğunuz okulumuza uygun değil”, “biz öyle çocuk almıyoruz” , “benim için fark etmez ama annelerimiz istemezler”, “biz başarı odaklı bir okuluz, burada ezilir” , “çocuğunuz kendi gibi çocuklarla okursa daha faydalı olmaz mı?“ gibi sözlerle sizi yaralarlar. Bunlarla baş etmek ve tüm zorluklara yenilmeden yola devam etmek gerçekten de kolay değil.
Tekrar kendi oğlumun okul arama macerasına geri dönecek olursam; 4’üncü sınıfta çok övgüyle bahsedilen bir öğretmenle gidip konuşarak hem oğlumu hem gölge abimizi kabul etmesiyle, kaydını yaptırdım. Sekizinci sınıfın sonuna kadar minimum sorunla okulumuzu bitirdik. Öğretmenimiz, çocuklarımız konusunda pek bir şey bilmiyordu ama en büyük erdem olarak bilmediğini ve desteğimizi kabul etti. Ve kaybettiğimiz yılların acısını çıkarırcasına 5 yıl gayet başarılı bir kaynaştırma örneği yaşadık. Son 4 yıl gölge abimiz sınıfa girmeden, okul içeresinde sadece gerekli zamanlarda müdahale ederek devam etti. Gölge abimiz son yıl ise hemen hemen hiç okula gitmedi. Arkadaşlarının ve öğretmenlerin oğlumu tanınmış olmaları en büyük avantajımızdı elbette.

Lise ve üniversiteyi okuyanlar azınlıkta

Vee 3’üncü dönüm noktamız olan “ergenlik“ ve lise başlangıcının çakıştığı bir dönemdi. Maalesef çok az çocuk liseyi okuyabiliyor ve çok çok daha azı üniversiteyi. Bunun sebebi ise toplum kapılarının yüzümüze kapanması ve ailelerin mücadeleden yorulup eğitimi iş okullarında (özel gereksinimli bireylere meslek edindirme amaçlı kurulmuş ama çok kısıtlı becerilerin kazandırıldığı okullar) sürdürüyor olması veya tamamen çabaya son vermesi.
8’inci sınıf sonunda oğlum herkes gibi Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) kapsamında ortak sınavlara girdi. Ancak ergenlik bizi gerçekten çok kötü etkilediği için başarısız bir sonuç elde etti. Orta öğretim kaynaştırma mevzuatıyla istedikleri liselere yerleştirilemeyen veya açıkta kalan çocuklara, ilçe milli eğitimlerde kurulan komisyonların değerlendirmesi sonucunda okullara yönlendirmeler yapılıyor. Ancak uygulamada yine sorunlar yaşanıyor. “Kaynaştırma öğrencisi almıyoruz” diyen yöneticiler, işinizi yokuşa sürmeye çalışan memurlar zaten zor olan hayatınızı zorlaştırmaya devam ediyor. Oğlum şu an lise 3. sınıfta. Mücadelemiz bitmiş değil. Eğitimcilerin otizmden bu kadar uzak olması gerçekten üzücü. Ve biz hala otizmi anlatıyoruz onlara.

Sesimize ses, elimize el verin
Yazımı tamamlamadan önce bu maratonda koşan veya koşacak ailelere birkaç öneride bulunmak isterim naçizane:

– Öncelikle çocuğunuzun kaynaştırma öğrencisi olabilmesi için daha kreş döneminden başlayarak gerekli ön hazırlıkları yapmaya çalışmalısınız.

–  Kaynaştırma öğrencisi olabilmesi için gerekli çabaları sarf edin. Mutlaka iyi bir gölge öğretmen bulmayı ihmal etmeyin. Bu öğretmen özel eğitim sürecini de takip edebilmeli, okula uyum için özel eğitimcinin de içinde bulunduğu çalışmalar yapılmalı.

– Çocuğun okulda kaynaştırma kurallarına uygun eğitim alabilmesi için okul ve öğretmenlerin bilgilendirilmesi gerekiyor. Okulla ve öğretmenle inatlaşmadan karşılıklı memnuniyetle bu süreci yürütebilirsiniz.

– Özel okullarla kaynaştırma çok daha zor oluyor. Enerjimizi oralarda tüketmek yerine devlette gölge öğretmenle bu mücadeleyi sürdürmeye çalışın.

– Kaynaştırma eğitiminin gerçekleşeceği sınıfın ve hatta yapılabiliyorsa o okulun tüm çocuklarından önce ailelerine kaynaştırma eğitimi hakkında bilgi verilmeli. Çünkü çocuklar öyle ve ya böyle doğru yönlendirildiklerinde kendilerinden farklı arkadaşlarını kabul etmede ve gerçek bir arkadaşlık kurmada zorluk yaşamıyorlar.

– Kaynaştırmanın gerçekleşeceği sınıftaki çocuklara da ön bilgilendirme yapmak şart. Onlara çeşitli sorular sorarak (otizmi duydun mu, senin farklı olduğun noktalar var mı? Benzerliklerimiz neler? vb.) ve dramalar yaparak onların anlayacağı şekilde ön bilgilendirme yapılmalı. Farklılıkların bizi zenginleştirdiği benzerliklerin ise arkadaşlığımızı güçlendirdiğini fark etmelerini sağlatmalıyız. Bu eğitim verilirken görsellerden, videolardan destek alınabilir.

Bu yazıyla umarım bir farkındalık yaratır bir öğretmenin, bir velinin, bir yöneticinin gönlüne, yüreğine dokunurum da meleklerimizin en azından okul yaşamında bu kadar travma yaşanmadan en temel hak olan ‘eğitim hakkı’ndan faydalanmasını sağlamış olurum. Duyarlı ve sağlıklı bir toplum için lütfen sesimize ses, elimize el verin.