“Hayattaki en büyük engel sevgisizliktir”

Yazı: Burçin Öztınaz

“Hayattaki en büyük engel sevgisizliktir”, “Asla umudunu kaybetme”, “Kendini yeniden inşa et”, “Mucizeni yarat”, “Unutma, yaşanan her şeyin bir nedeni vardır”… Bunlar şifa arayan bir anne olan Hatice Beyza Bulut’un bakış açısını çok iyi özetleyen cümleler… 24 haftalık ve 660 gram doğan kızı İpek Bade’nin hikayesini “Kozadan Çıkmak” kitabında anlatan Hatice Beyza Bulut ile yaptığımız röportajın okuyan herkese ilham olacağını umuyoruz.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Bize biraz kendinizden ve hikayenizden bahseder misiniz?
Bizim hikayemiz; Bir ipekböceğinin bin bir sıkıntı ile kozadan çıkışına tanıklık ederken, diğer taraftan kendinizi büyük bir aşkın, umut dolu bir yolculuğun,tarihin felsefenin,bambaşka kültürlerin içerisinde seyahat ederken bulacağınız, asla pes etmemenin, vazgeçmemenin, azmin, sevginin gücünün önemini bir kez daha hatırlayacağınız, kimilerine göre mucizevi, kimilerine göre öğretici bir hikaye.
24 haftalık 660 gram yaşam sınırında doğan ve yaşamaz denilen kızım İpek Bade’nin yaşama tutunma mücadelesi… Hikaye içinde hikaye var. Benim profesyonel yaşamdan anneliğe atanışım. Dışarıda yaptığım yolculuğun yanı sıra içime yaptığım yolculuk. Değişimim. Dönüşümümüm hikayesi…
Kendimden bahsedecek olursam uzun yıllar Fransa’da yaşadıktan sonra Türkiye’de MBA-İşletme alanında yüksek lisans yaptım. 14 yıl kadar bir süre finans-bankacılık alanında çalıştım. 2004 yılında eşimle tanıştık. Birbirimize aşkla bağlı bir çifttik , 2.5 yıllık arkadaşlığımız sonrası evlendik. Özgür ve gezgin ruhlarımız birbirini bulmuştu. Keşfetme tutkusu ile 15’ten fazla ülke gezdik. Günümüzü gün ediyor, başımıza geleceklerden habersiz çocuk sahibi olma planları yapıyorduk. Çocuğumuz olacaktı ve mutlu bir yuvamız. Ancak hayatın kendi planları vardı. Biraz acımasız, biraz zorlayıcı… Kim bilebilirdi ki engelli bir çocuğun sınavımız olacağını. Ve bir kararla hayatımız alt üst oldu. Ancak hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını kim bilebilirdi ki.

Erken doğum yaptınız ve İpek Bade 24 haftalık doğdu. Hamileliğiniz sırasında yolunda gitmeyen bir şeyler var mıydı?
Birkaç tüp bebek denemesi sonrası 2011 yılının Mart ayında hamile olduğum haberini almıştım. Dünyanın en muhteşem haberiydi. Üstelik ikiz gebelikti. Ancak henüz 11 haftalık hamileyken düşük riski sebebi ile hastaneye yatırıldım. Müdahaleler sonrası eve taburcu oldum.
Bu kez 16. haftada yine düşük riski ile hastanedeydim. Amniyosentez sonrası keselerden biri patlamış, bebeklerden birini kaybetmiştim. Diğer bebeğim (canım kızım) ise ancak 24. haftaya kadar dayanabildi ve 25.07.2011 tarihinde yalnızca 660 gr olan bir bebek dünyaya getirdim. Sonraki düşüklerim de göz önünde bulundurulduğunda, bende servikal yetmezlik söz konusu olabileceği düşünüldüğünden, 2013 yılında oğluma hamile kaldığımda gerek Serklaj operasyonu ile (rahim ağzının dikiş ile kapatılması) gerekse aylarca sırt üstü yatmam sonucu, oğlumu zamanlı olarak 37. haftada sağlıklı olarak dünyaya getirdim.

Kızınız İpek Bade’yi hayatta tutabilmek için verdiğiniz mücadeleyi kitap haline getirdiniz. Sizi “Kozadan Çıkmak”ı yazmaya yönelten neydi?
İlk duyduğumuzda yaşadığımız şok… Erken doğuma bağlı ağır beyin kanaması geçirdiğinden beyni hasarlanmış (Hidrosefali hastası) engelli bir çocuk sahibi olmak! Böyle bir çocuk istenir miydi? Sevilir miydi? Hayallerimize ne olacaktı? En iyi okullara gönderecek, başarısıyla övünecek, düğününde oynayacak mutluluğumuza mutluluk katılacaktı… Hayat planlarımızın istemediğimiz yönde değişecek olması, tüm bu belirsizlikler bizi perişan etmişti.
Ta ki onu teslim ettikleri güne kadar… Onu kucağıma verdikleri gün, ben ona aşık olmuştum. Teninin kokusuna, ellerinin narinliğine, hidrosefali hastalığı sebebiyle büyümüş koca kafasındaki o minicik surata… Hele de alıp eve gidip yedirip içip beraber uyuyup öpüp koklayınca, dedim ki, ben doğurduğum gün değil, ben bugün ANNE olmuştum.
Ve o gün karar verdim. Bir kurban gibi davranmayacaktım, kendimi imha değil, inşa etmeliydim. Çocuğumuz için ne gerekiyorsa yapmalıydık anne baba olarak. Ona daha kaliteli bir yaşam sunmak, onu mutlu etmek tek amacımız olmuştu. Organik beslenmeden tutun, yardımcı destek aparatlar, modern tıbbın yanı sıra alternatif terapilere kadar birçok konuda yurt içinde ve yurt dışında ne varsa araştırmalar yaparak kızımızın şifa yolunda deneyimliyorduk.
Kendime de yatırım yapıyordum. (Nefes terapileri, enerji çalışmaları, içsel çalışmalar vs…) Biz anneler güçlü olmalıydık ki çocuğumuza güç verelim. Kızıma şifa ararken kendim şifalanıyordum. Sevginin gücünü deneyimliyordum. Dışarıdaki yolculuğum yanı sıra içime de yolculuk yapıyordum. “Bir ben var ki bende benden içeri” der Yunus Emre. Tüm bunların dönüşümüm için yaşanması gerektiği bilincinde olmak dönüşümün başlangıcıdır. Yaşanan her şeyi bir nedeni var. Sen sadece nedenlerini ararsın. Kişi öz benliğini tanıyıp varoluş nedenini idrak edince geriye ne sonsuz acı kalıyor ne de hesap kitap. Bir insanın sadece bedenden oluşmadığını, çok özel güçlü ruhsal varlık olduğuna dair güçlü yaşanmışlıklar söz konusu. Keşfettikçe huzur buluyordum. Özüne inmediysen tamamlanmadın yazıyordu okuduğum bir kitapta. Artık karşınızda ekonomik verileri takip eden bir finansçı değil, şifa arayan bir anne vardı. Kabullenmek. Asla vazgeçmemek. İnanmak. Pes etmemek. Sevginin gücü. Aşk… Bunlar her şeye kadir anahtar kelimeler..
Çünkü biliyordum artık, mevcut durumunu kabul edince (tevekkül idrakı),kalp en yüksek boyutta pozitif enerji (sevgi) üretir. Duyguların ilk üretim merkezinin beyin değil, kalp olduğu ispatlandı. Kalpten yayılan enerji ile tüm bedenimiz, evren, her şey şifalanır. Çünkü bizler enerji bedenleriz. Madde eşittir enerji… Duygularla düşünce, hatta DNA bile şekil değiştiriyor. Öğrendikçe öğretmeye başladım. Umut olmak istedim. “Yaşamaz” denilen kızımız bugün 6 yaşında. Doktorlar, “sevginin gücü bu, sevgi ile yaşatıyorsunuz” diyorlar. Kitabımla ilham olmak istedim ve en önemlisi “yalnız değilsiniz” mesajı vermek istedim. Hikayemiz birçok insana ne dersler verecekti kim bilir. Kitabımda sevginin gücünün altını çizmek istedim. Ayrıca hikayemizle özel çocuklara farkındalık yaratmak istedim. Bu dünyadaki gizli kahramanların hikayesine, bu kutlu yolculuklarına herkesin şahit olmasını istedim. Senden farklı olabilirler ama varlar, kabul et. Engelli olmak ayıp değil, acınası bir durum hiç değil. Bu ülkede engelli olmak gerek fiziksel sorunlar (alt yapı, ulaşım), gerek ekonomik (aile, devlet desteği) gerek sosyal sorunlar (negatif ayrımcılık)çok zor. Bari toplumun baskısı olmasın.

“Organik yaşam hayatımın büyük bir parçası haline geldi” diyorsunuz… İpek Bade’nin şu an yemeklerle arası nasıl ve beslenmesinde en çok dikkat ettikleriniz neler?
Prematüre bebek sahibi anneler bilir, minikler çok hassastır. Kızımın sağlıklı bir şekilde hayata tutunabilmesi tek hayat amacım oldu. Ve bu yöndeki tüm araştırmalarım bana organik yaşamın (beslenmenin) ve spiritüel yaşamın kapılarını açtı. Sağlıklı beslenmek ömrü uzatıyor. Doğal (katkısız) olduğundan emin olduğum gıdaların yanı sıra emin olamadığım durumlarda organik olanları tercih ettik. Organik gıda, üretiminde kimyasal girdi kullanmadan, üretimden tüketime kadar her aşaması kontrollü ve sertifikalı tarımsal üretim biçimidir. Detaylandırmam gerekirse, organik gıdalar, basit olarak, yetiştirilmesinde ve işlenmesinde, genetik mühendisliğin, yapay ve benzeri gübrelerin, böcek ilaçlarının, yabani ot ve mantar öldürücü ilaçlarının, büyütme düzenleyicilerinin, hormonların, antibiyotiklerin, koruyucuların, renklendiricilerin, katkı maddelerinin, kimyasal kaplama ve parlatıcı maddelerin ve kimyasal ambalaj malzemelerinin kullanılmadığı gıda maddeleridir. İpek Bade’ye ve kardeşine bugün halen paketli ürünler tercih etmiyoruz. Yoğurdu evde yapılıyor, meyvelerini şekersiz komposto şeklinde günlük hazırlıyoruz. Etli sebze yemekleri mevsim sebzelerinden seçilerek yapılıyor. Şeker yerine pekmez, pirinç yerine bulgur kullanıyoruz. Tavuk gibi hormon enjekte edilen hiçbir yapay ürün mutfağımıza girmiyor. Kısacası yumurtasından pekmezine, eriştesinden tarhanasına hepsi katkısız doğal ve organik ürünlerden seçiyoruz. Çiğneme yetisi olmasa da mutfak robotları ile püre veya kulak memesi kıvamına getirilen her besini kolaylıkla yiyebiliyor. Böylelikle hiçbir vitaminden geri kalmıyor. Kısacası, mucizesi doğadan. Yani beslenmenin ve sevginin gücünden…

“Hayattaki en büyük engel sevgisizliktir”, “Asla umudunu kaybetme”, “Kendini yeniden inşa et”, “Mucizeni yarat”, “Unutma, yaşanan her şeyin bir nedeni vardır”… Bunlar sizin bakış açınızı çok iyi özetleyen cümleler.  Hep bu bakış açısına sahip miydiniz? örneğin hayatı sorgulayan bir çocuk muydunuz?  Yaşadığınız deneyimler hayat ve mutluluk algınızda ne gibi farklar yarattı?
Deneyim başka şeylere bakarken kazandığınız şeydir. Hayat ve mutluluk algınızı şekillendiren. Benimkisi de kendi hikayemle dönüşüverdi. İnsanın varlığı sırla kuşatılmıştır. Bizim dar bilgimiz ve tecrübemiz sınırsız denizlerde bir küçük adadır sadece. Önemli olan insanın başına gelen şey değil, o insanın o başına gelenle ne yaptığıdır. Yaşananlar özüne geri dönüş yolculuğudur. Tüm bunların bilincinde olmak dönüşümün başlangıcıdır. Kızım ile başlayan kutlu yolculuğumuzun farkında olmak ve bunun farkına vardırmak tek amacım oldu. Hayatta herkes kendi kozasını örüyor. Herkesin amacı kendi kozasından çıkmak. Bakış açına göre ya orada hapissindir, yada o koza senin özgürlüğündür! Tüm bunları spiritüel bakış açısıyla dile getirmek, misyonlarımdan birisi olsa gerek…

Anne olduktan sonra kendinizle ilgili neler keşfettiniz?
Özgürlüğe düşkün karakterim sebebi ile sosyal yaşamımı kısıtlayacak bir çocuğa hayatımı adayabileceğim aklımın ucundan geçmezdi. Ancak hayatın annelik öncesi ve sonrası diye 2’ye ayrıldığını ancak anne olunca anlayabildim.

Özel çocuklara sahip anne babalara neler söylemek istersiniz?
Kabullenmekle başlıyor her şey… Madem bu olay başıma geldi, en iyi şekilde yaşamalıyım. Bedenlerimiz bize emanet birer elbise gibi. Ruhlarımızdır asli varlığımız. İpekböceğimizin ruhu sapasağlam. Elbise defolu görünse ne yazar… Mutluluk hayata nasıl bir bakış açısıyla baktığımızla alakalıdır. Hiçbir şey aşılamaz değildir. Sevince hiçbir şey engel değildir. Hayattaki en büyük engel sevgisizliktir. Sevginin olduğu yerde mucizeler vardır ve mucizeler yalnızca ona inananların başına gelir. Bakış açını değiştir, hayatın değişsin!

Bir de oğlunuz var. Ablasıyla ilişkisi nasıl?
Kızımızın mevcut durumunu kabullenmiş olmamızın verdiği huzurdan olsa gerek, gerek özel hayatımızda, gerek sosyal yaşamın her alanında birlikte oluşumuz, ona duyduğumuz sonsuz sevgi yumağının içinde büyüyen kardeşinin bizden öğrendiklerini taklit ederek ablasına uygulaması, aralarında kuvvetli bir bağın olduğunun büyük bir kanıtı.

Kitabınızdan elde edilen gelirin bir bölümü Bir Can Bin Umut Derneği’ne bağışladınız. Sosyal sorumluluk bilincinin geliştirilmesi için sizce ne gibi çalışmalar yapılabilir?Kitabım ile farkındalık yaratmak istediğim husus “Özel çocuklar ve yaşam mücadeleleri” olunca, gelirinin de sosyal sorumluluk bilinci ile özel çocuklara destek veren bir derneğe gitmesi kararı alıp, bir nebze de olsa katkıda bulunabilecek olmanın heyecanını yaşadım.
Sosyal sorumluluk bir gönüllülük, hayırseverlik işidir. Geliştirilmeye ihtiyaç duyulan alanlara dikkat çekmek adına yapılan en güzel çalışmalardan biri olduğunu düşünmekteyim. Hedef kitleye verilmek istenen mesajların algılanması, ilk hedeftir. Gönüllülük esasına dayanan bu çalışmalar, içinde yaşadıkları topluma ve diğer insanlara karşı sorumluluk duygusu kazandıracak olup, dezavantajlı konumdaki kişilerin sorunlarına duyarlılıklarını artıracaktır. Bunun çeşitli yolları olabilir elbet. Okul çağında, belki bir ders olarak, belki bir ödev olarak çocuklara öğretilebilir. Yaşadıkları toplumda, her daim ihtiyaç sahiplerinin olabileceğini(bu kimi zaman bir yaşlı, kimi zaman şiddet gören bir kadın, kimi zaman çocuğunun eğitim masraflarını karşılayamayan bir aile, kimi zaman engelli bir birey olabilir), elimizden geldiğince onlara yardım eli uzatmanın hem vicdani, hem de insani bir sorumluluk olduğu hatırlatılmalıdır.

ÖÇED olarak toplumdaki algıya pozitif katkıda bulunmak, özel gelişim gösteren çocukların ailelerinin sorularına cevap bulmasını sağlamak için çalışıyoruz. Siz ÖÇED’in çalışmalarını takip ediyor musunuz? Derneğimizle ve diğer STK’larla ilgili öneri ve görüşleriniz neler?
Özel gereksinimi olan bir evlada sahip bir anne olarak, başıma bu olay ilk geldiğinde,(kızımın erken doğumu sonrası) belirsizliğin vermiş olduğu stres,anlatılmaz yaşanır. Bu sebeple yaptığım ilk iş, tecrübelerini öğrenebilmek adına benimle aynı gemide yol alan aileleri aramak olmuştu. O süreçte kendini yalnız hissetmemek ve aynı yolda yürüyen ailelerden geri bildirimler alarak bir nebze de olsa rahatlamak, öylesine kıymetlidir ki, yaşayan bilir. Dolayısı ile özel gelişim gösteren çocukların ailelerinin sorularına cevap bulmasını sağlamak için çalışan ÖÇED’i bu noktada yürekten kutluyor, çalışmalarını büyük bir heyecanla takip ediyorum.

ÖÇED ve onun gibi derneklerin daha çok desteklenmesi,seslerini daha çok duyurabilmeleri için her zaman söylediğim bir şey vardır.Devlet desteği bu noktada son derece önemli olup,kamu spotlarıyla farkındalıklarının arttırılması sağlanabilmelidir.
Elbette bir 20 yıl öncesine göre dezavantajlı gruplar için yapılan çalışmalarda oldukça yol kat edilmiş olsa da halen yeterli değildir. İnancımızı kaybetmemek, heyecanımızı da kaybettirmeyecektir. İnanıyorum, her şey çok daha güzel olacak. En büyük umudunuz asla umudunuzu yitirmemek olsun:)

Size bazı kavramlarla ilgili düşüncelerinizi sormak istiyorum….  Mucize sizce nedir?  Sevginin olduğu yerde mucizeler vardır ve mucizeler yalnızca ona inananların başına gelir.

EvIat?
Evlat kokusu, cennet kokusudur… “Evlat dünyada nur, ahirette sürurdur.” Hz. Muhammed

Hayat?
İçinde yaşadığımız AN ‘dan ibarettir.” Paulo Coelho

Aşk?
“Aslolan Aşk’ tır hayatta,gerisi laf’ ü Güzaf” Fuzuli

 

 

Save

Save

Save

Save