Bardağın dolu tarafı

Merhaba Dostlar,
Dün İngiltere’de yaşayan yetişkin otizmli bir bireyin bloğunda bir yazı okudum.

Şöyle diyordu: “Otizmli bireylerin aileleri olarak sizler, çocuklarınıza dair sosyal medyada ne yazdığınıza çok dikkat etmelisiniz. Bazen ‘çocuğum konuşamıyor, krizler yaşıyor, bu yüzden çok üzgünüm, çok bedbahtım, hayatım zindana döndü’ gibi yazılar yazıyorsunuz ama bunlar bir gün gelecek belki çocuğunuza da ulaşacak. Böyle şeyler okuduğumuzda belki yetişkin bir otizmli olacağız, depresyonla, hayatın getirdiği başka zorluklarla ayakta kalmaya çalıştığımız bir dönemde bunlar bizi nasıl etkileyecek diye düşünmenizi istiyoruz. Yazdıklarınızın bir gün belki bize de ulaşmayacağını düşünüyorsanız, o zaman kendi çocuğunuzun potansiyelini şimdiden sizler hafife alıyorsunuz demektir. Çünkü bizler otizmli bireyler olarak diğer çocukların yaptığı pek çok şeyi yapma potansiyelini taşıyoruz. Bunları yapamayacağımızı düşünüyorsanız belki de ilk engelimiz sizsinizdir.’

Bu yazı beni çok etkiledi doğrusu. Anneler olarak zorluklarımız çok elbette. Bunları inkar edecek değiliz.

Zaman zaman düşüyor, uzanıp bizi yerden kaldıracak bir ele muhtaç hale gelebiliyoruz. Sosyal medyada çocuklarımızın ismini geçirerek yaptığımız paylaşımların bir gün gelip onların okuyacağı metinlere dönüşme ihtimalini unutuyor, belki de buna önce kendi zihnimizde bile şans vermiyoruz.

Ama her zaman konuştuğumuz, paylaştığımız gibi sadece ve sadece bu çocukların anneleri olduğumuz için hayatımıza giren sayısız güzellik var. Ama belki de daha çok zorlukları anlatmaya meyilliyiz.

Gelin, beraber bardağın bir de dolu tarafını konuşalım.

Bu düşünceyle bir anneden bu konuda yazı yazmasını rica ettim. Sevgili Aslı’nın cümlelerini sizlerle paylaşıyoruz bu ay. Her sayıda sizlerden birinden bizi cesaretlendirecek, umutlandıracak benzer bir yazı bekliyoruz. Haydi sarılın kaleme, kağıda… Bize, size, hepimize “yalnız değilsiniz” deyin.“Benim hayatımın güzel tarafları da var” deyin.
Bekliyoruz.
Sevgilerimle…

Sedef Erken

Yazılarınızı bilgi@oced.org.tr adresine gönderebilirsiniz.

HAYATTAN BEDAVAYA ALDIKLARIMIZ

Şu an itibariyla yazmaya başlamanın önerisi bedavaya alındı mesela! Aklına, söylemlerine, sergilediği tavrına çok hürmet ettiğim biri olan çok sevgili Sedef Erken ile bir twitter yazışması sırasında, o anda oluverdi.

Farkına varmadan aldıklarımızı fark etme vakti.

Hayatın basit kuralları var aslında ama almasını bilene, fark edebilene. Tabi algılamayı zorlaştıran insanlar, şu içinde bulunduğumuz toplum ve onların duyarsızlıkları.

Duyarsız bir insan olmadım hiç ama farkında olmadığım pek çok şeyi bana o özel küçük insan fark ettirdi. Otizmli dünya güzeli oğlum.

Ebeveyn olmak bu hayatın bize bedava getirdiklerinden biri belki de. Bedavaya aldığın o büyük armağanı nasıl bırakacaksın sonraki nesillere? Sonraki nesiller bugün yetiştirdiğimiz çocuklar! Ama tam bu noktada hayat adil olmayan yüzünü gösterebiliyor çünkü otizmli ailesi olmak hiç de kolay değil. Ve kimi zaman bu mücadelede kimi ebeveyn de tek başına.

Kolayı seven hiç olmadım ve sanırım tam da bu yüzden bu hayattan payıma düşen özel bir çocuk annesi olmaktı. Zoru da sevsen kolay kabul edemiyorsun, hatta “neden benim oldu” diye isyan ettiğin anlar da oluyor. Ama isyanın bir deva olmadığını görüp buna çareyi bulmanın yolunu aramaya koyuluyorsun. İşte alıyorsun hayattan bedavaya bir şey daha: Değişim.

Bilgi yok, bilinç yok, duyarlılık yok ama tüm bu yoklar içinde çok bilmişlik var, ahkam kesme var, acıma ile bakan gözler var, vicdansızlık var, sevgisizlik var. Kimi zaman dört duvar arasındayken daha özgürsün çünkü dışarıda savaşmak zorunda oldukların var, istemiyorsun bunlarla yüzleşmek.

Şunu fark etmeliyiz ki, bunun bir reçetesi yok. Nasıl her birimiz farklıysak çocuklarımız da farklı. Bu yüzden kendi reçetemizi kendimiz belirleyeceğiz. İyi gözlemleyeceğiz, onların dünyasına girmeye çalışacağız ve bunu başarabilmenin en büyük aracı da koşulsuz sevgi.

Kendini ikna edemediğin hiçbir şey ile boğuşma, zira nafile bir çabadır. Önce ikna olup sonra adımlar belirlenmeli, çünkü bu yol öyle kolay yürünebilecek bir yol değil.

Ama tam bu noktada bir telkin vermemiz gerekiyor kendimize. Bu zor yolda, ayağımıza takılan taşları temizleye temizleye ilerlemek zorundayız. Ve otizmin bir sağlık problemi gibi geçmesini de beklememeliyiz, çünkü geçmeyecek, biz onunla yaşamaya alışacağız. Tabi bir de toplumu buna alıştırmak var ki, işin en zorlu tarafı bu zaten.

Bu dersi de kendisi de otizm tanısı almış sevgili Birsen Başar’dan almıştım. Şöyle demişti: “Ben otizmi yenmedim, otizmle yaşamayı öğrendim.”

Benim için çok kıymetli bir nottu bu. Bunu da çevreme anlatırken hep kullandım. Deneyin derim, farkındalık yaratıyor.

Otizmi sorun olarak görmek yerine, hayatı başka algılayanlar gibi görmeli. Ve inanın aslında onların bizden değil de, bizim onlardan öğreneceğimiz çok şey var. Onların grileri yok dünyalarında, ya siyah ya beyaz, rol takınmıyorlar, olduğu gibi basit net ifadelerle dile getiriyorlar isteklerini, duygularını, yalana bulaşmadan kalabilecek tek kişiler belki de. İlaveten de çok üstün yeteneğe sahip olabilenler de var aralarında. Şimdi bir düşünün, otizmli ebeveyn bu hayattan ne kadar çok şeyi bedava alabilecek ve deneyimleyebilecek? Biz deneyimliyoruz, değişiyoruz bu sayede, bazı taraflarımızı törpülüyoruz.

Hep beraber deneyimleyelim, aldıklarımızı fark edelim ve fark ettirelim.
Bolca gülümseme, çokça sevgi, hayatta bunların hepsi BEDAVA!

Aslı Ergin